« Önceki |

16/7/2008

Salroja ji dê bûna Îmam Alî (S) li gişt misilmanên cîhanê pîroz

Îro çarşem 26'ê meha tîr 16'ê meha July 13'ê meha receb hevdemê salroja ji dê bûna pîroze yekemîn stêra geşe esmanê îmamet û wilayetê hezretê Alî (S) e. Deh salan berî kifş bûna pêxeberiya hezretê Muhemed(S)

Fatime keça Esed hatibû li dora mala xwudê bigere ta ku çend saetan berî ji dê bûna zaroka xwe tev xwudê raz û nizê bike û ji xwudê alîkariyê bixwaze. Fatime keça Esed jineke yektaparêz û li ser dînê hezretê Îbrahîmê Xelîl bû. Ew hêdî hêdî li dora mala xwudê digeriya û bi dengekî nizim bi xwudayê xwe ra di axifî. Piştî çend deqîqa êşek kete canê wê û ew şepirze bû û bi dû sitargehekê digeriya, ku wê ji çavên xelkê veşêre. Di vê demê da dîwarê mala xwudê ji bo wê xatûna hêja û paqij derizî û ew li ber çavên nifûsa mat mayî bûyî, derbasê mala xwudê bû û li sitara xwudê da zarokeke weke Alî anî dinê. Bi vî awayî Alî (S) li bajarê Mekê û mala xwudê di rojeke wek îro hate dinê û eva rûmetek bû ku xwudê ji bo qedr girtina mewqiya wî pêşkêşê wî kir. Hezretê Alî (S) karî ku berî kifş bûna pêxeberiya hezretê Muhemed (S) bo pêxemberiyê û ji destpêka zarokatiya xwe va li cem wî bimîne. Hezretê Alî (S) tu wextê heta dema zarokatiya xwe jî nekete bin bandora rê û rismên şaşe li civaka xwe. Dema ku nîşanên ronahiya îlahî li wicûda pêxember da aşkira bûn û şûn û şopên pêxemberiyê li gotin û kiryarên wî da geş bûn, balkîşiya hezretê Muhemed (S) ji bo hezretê Alî (S) du beranber bû û wî ev şanaziya bi dest xist ku li temenê 10 saliya xwe da îmanê bîne bo pêxemberê xwudê. Hezretê Alî (S) yekem mêr bû ku pêxemberiya hezretê Muhemed (S) qebûl kir û îman anî. Hezretê Alî (S) ji ber kiryar û reftarên xwe gelek dihate hez kirinê. Ew ji destpêka hukumdariya ser misilmana heya dawiya jiyana xwe bi dû cî anîna edalet û dabîn kirina mafên binpê bûiye xelkê bû. Hezretê Alî (S) rêveberiya misilmana tenê ji bo girtina rê li ber hejarî, riswatî û û herwiha cî anîna edaletê qebûl kir. Wî bi riya şandina nama, walî û karbidestên serdema xwe şîret dikirin ku şaş nebin û derheq beytulmalê xiyanetê nekin û hevdeng û hevriyên xelkê bin. Pişkek ji zanist û şarezaiya wî ya kûr li pirtûka bi nirx ya bi navê Nehculbelagê da xuya dike. Pirtûka Nehculbelage xizîneke bi nirx ji xutbe, şîret û rêbazên bi kêr e ku dikare bibe zagona jiyana şexsî û civakiya gişt mirovan xasma aştî û edaletxwazan.

irib sitesinden alıntudır efendim.

17/5/2008

KÖYLÜNÜN FAZİLETİ

KÖYLÜNÜN FAZİLETİ

 

Son muharebelerin birinde idi. Bir süvari yüzbaşısı hayvanlar için ot tedarikine menur edildi. Lakin tahmin edersiniz ya, harp yerinde para düşünülmez. Memleketi düşmana vermemek için herkesten fedakarlık beklenir. Onun için bu zabit de arpa, yulaf gibi ne bulursa biçecek ama para vermiyecekti.

 

Yüzbaşı müfrezesini başında ot bulmak için tayin olunan yere kadar gitti. Burası ıssız bir vadi idi. Ötede beride küme küme ağaçlar vardı. Hiç bir tarla görünmüyordu. Hayli dolaştı. Nihayet bir tenha vadinin bir köşesine sıkışmış bir kulübe gördü. Neferler kapıyı vurdular. Beli bükülmüş, ak sakallı fakir bir köylü çıktı. Zabit emir verdi,

“ Haydi baba, hayvanlarım için ot keseceğim bana bir tarla göster.”

İhtiyar,

“peki, şimdi...” diye cevap verdi. Süvarilerin önüne düştü. Bir çeyrek kadar yürüdüler, güzel yetişmiş bir yulaf tarlası gördüler. Zabit “işte aradığımı buldum”diye bağırdı. Köylü müdahale etti.

“ Sabr ediniz, ileirde daha iyisi var.” Yürümeye devam ettiler. Bir çeyrek daha gittiler, ileride başka bir yulaf tarlası daha gördüler. Askerler atlardan indiler yulafları biçip hayvanlara yüklediler.  İş bitince Yüzbaşı ihtiyar köylüye dönerek,

“Baba bizi beyhude yere buralara yordun. Evvelki tarla daha da güzeldi.

İhtiyar tatlı bir tebessümle cevap verir,

“Evet, evlat o tarla belki daha güzeldi, fakat ne yapayım ki, ben,m değildi.

 

Osmanlıcadan aktarılmıştır.

 

Bilal Atış

16/12/2007

ALTI İLAÇ

ALTI İLAÇ

Büzgür Mihr iran şahinşahı Neşirevanın veziri idi. Bir aralık Şah vezirine kızmış ve kabir gibi bir zindana attırmıştı. Ayağına ellerine zincirler geçirtmiş, her akşam kuru ekmek ve su verilmesini emretmişti.
Vezir böylece zindanda hayatını devam ettirir ve halinden şikayette bulunmaz. Bunun üzerine Şah dostlarının yanına gönderilmesini ve sözlerinin kaydedilmesini emreder. Vezirin en yakın dostları zindana inerek sorarlar;
-Sıkıntı içindesin, elin ayağın bağlı... Fakat yüzünün rengi değişmemiş, sıhatin sarsılmamış. Ne yaptın da kendini muhafaza edebildin?
Vezir anlatmış...
-Altı ilacım var... onları kullanıyorum da kendimi koruyabiliyorum. Birincisi, Allah'a güveniyorum,
ikincisi başa gelene dayanıyorum. Üçüncüsü, sabretmesini biliyorum. Dördüncüsü yılmıyorum, beşincisi daha kötü bir duruma düşmemiş olmakla teselli buluyorum. Altıncısı, her zulmün ve haksızlığın ebedi olmadığına inanıyor...

26/11/2007

Tarihten Damlalar

Bir dost binlerce kilometre uzaktan şunları söylemişti. Kendi çok uzaklarda olsada yüreği Anadolu topraklarındaydı.


     " Biz gerçekten müslüman kardeşlerimizle birlik olduğumuz kanısındaysak, Türk milliyetçiliğini yıkmak için Avrupada sürdürülen harekete karşı onların duygularına sevgi duymalıyız. Yazıklar olsun ki, bu harekete gizli yada açık olarak  İngiliz Hükümeti önderlik etmektedir. Hindular Pan-İslamizim den korkmamalıdırlar. Bu, Hindistan'a karşı yada Hindulara karşı olmak demek değildir. Müslümanlar her Müslüman devlete yakınlık duymalı ve hatta bu devletler haksız bir davranışa uğruyorlarsa yardım etmeli, desteklemeliler de. Hindular Müslümanların gerçek dostuysalar onların duygularını paylaşmadan edemezler. Bu nedenle Müslüman kardeşlerimizle, Avrupadaki Türk İmparatorluğunun yok edilmekten kurtarılması yolundaki çabalarda, işbirliği yapmalıyız. Böyle olduğu taktirde Hindular, Ankara'daki Türk Hükümeti'ne karşı, İngiliz Hükümeti'nin açıkça Yunanlılarla birleşebileceğini gösteren en ufak belirti görür de Müslümanlar alarma geçerlerse kınanmamalıdırlar. İngilterte böyle bir çılgınlık yaparsa, Hindistan'ın Türkiye üzerinde böle bir tasarıyı desteklemesine imkan yoktur.Bu islam dünyasıyle bir savaşa yol açar.
       Hiç bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde  İngiltere'nin Türkiye'yi yok etmeye uğraştığı meydana çıkarsa, Hindistanın tek alternatifi bağımsıslıktır. Hinduların görevi de daha açık değildir. Türkiye'yi yok olmaktan kurtarmak için elimizden geleni yapmalıyız."
                                                                                                
                                                                                       Mahatma Gandi, Mart 1921
                                                                                               YOUNG İNDİA GAZETESİ
BİLAL ATIŞ

23/11/2007

DÖRT ÖĞÜT

DÖRT ÖĞÜT
 
Devrin zalim insanlarından birisi hayatının sonunu geldiğini düşünerek büyük islam alimi İbrahim Etem Hazretlerinin huzuruna gider.
-Senden nefsimi aydınlatacak bazı öğütler vermeni rica ediyorum, der
Hiç Hiç bir manevi inanışı olmadığını bildiği ziyaretçisine, ibrahim Etem şu cevabı verir:
-Peki... sana nasihat edeceğim. Şu dört öğüdümü aklından çıkarma. Birincisi şu ki, İçinden Allah'a c.c. isyan etmek fikri geldikçe Allahın lütfu olan yeryüzü rızıklarını da yememeye karar ver.
adam irkilmiştir.
- Peki nasıl yaşayacağım.
-O halde yaşamana vesile olan rızkları ihsan edene isyan etmek reva mıdır?
Adam
-ikinci öğüdün nedir?
-Allah'a isyan edeceksen onun mülkünde oturma.
-Bu birincisinden de kötü... Çünkü bütün dünya onun. Nereye gideyim.
-O halde rızkını yediğin yurdunda barındığın kudrete isyan reva mıdır. Üçüncüsünü dinle, Allah'a isyan edeceksen seni görmesin.
Adam irkilmiş
-Ne mümkün... Her şeyi görüyor, içyüzünü biliyor.
-O halde rızkını yediğin yurdunda barındığın kudrete göz göre göre isyan reva mı? Dördüncüsü
bak dinle Ömrünün sonuna yaklaştığını anladın. Son nefesini vereceğin zaman Azrailden tevbe etmek için mühlet iste.
Adam şaşırır.
-Kabul etmez ki, madem ki vakit geldi çattı elden ne gelir...
-Bunu bildiğin halde neden nefsini nedametlerle tevbe etmeyecek kadar gafletkar günahlarla geçiriyorsun?
 
Bilal Atış (Millet Gazetesi, 26 ekim 1967)

13/11/2007

İmam Ali (r.a) anlatıyor:

İmam Ali (r.a) anlatıyor:
 
" O (sav) sütten kesildiği andan itibaren Allah büyük bir meleğini O'na eş etmişti. O melek gece gündüz O'na güzellik yolunu gösterirdi. Alemin en güzel yollarını öğretirdi. Ben de her an, devenin yavrusu nasıl anasının ardından giderse O'nun ardından giderdim. O hergün huylarından birisini öğretir, O'na uymamı buyururdu.
 
O'nu ben görürdüm başkası göremezdi. O gün İslam, Allah'ın salatı ona ve soyuna olsun, Resulullah'la (sav) Hatice'den  (r.a)  başkasının evinde yoktu. Ben de onların üçüncüsüydüm. Vahyi ve Peygamberlik nurunu görürdüm. Peygamberlik kokusunu duyardım.
 
O'na vahiy gelirken şeytanın feryadını duydum da " ya Resulullah bu feryat nedir?" diye sordum. Buyurdu ki, " bu feryat eden şeytandır, kendisine insanların kulluk etmesinden ümidini kesti artık." " Sen benim duyduğumu duymaktasın, gördüğümü görmektesin; ancak sen peygamber değilsin."
 
Bilal Atış

5/11/2007

Nurdan Damlalar 1

Nurdan Damlalar 1

 
 " Şaşmak, bütün şaşmak ona ki, Allah'ın bütün yarattıklarını görür dururken Allah hakkında şüpheye düşer. Şuna şaşılır ki, ilk doğuşunu tanır da son doğuşunu inkar eder. Şuna da şaşılır ki, her gün her gece ölüp dirilip dururken öldükten sonra dirilmeyi ve kıyameti inkar eder. Şuna da şaşılır ki, başlangıcının bulaşık bir nutfe sonunun çirkin bir leş olduğunu bilir de yinede büyüklük taslar ve öğünür. ( Hadisi Şerif, Fahrir Razi.)
 
Görmeyen bir zat Efendimizin huzuruna gelir ve şöyle der:" hakkımda dua et ve Allah'dan bana şifa vermesini ve gözlerimi görür bir hale getirmesini iste." Resulullah (sav) "istersen dua ederim ama bu haline sabr etmen senin için daha iyidir." buyurdu. Adam, hayır sen bana dua et dedi. Bunun üzerine Peygamber (sav) güzel bir abdest alarak Allah'a şöyle dua etmesini buyurdu.
"Allahım Rahmet peygamberin olan Muhammed (sav) vasıtasıyla sana yöneliyorum. Ey Muhammed (sav) ben sana yöneliyor ve senin aracılığınla hacetimi vermesi için Allah'a iletiyorum. Allahım O'nun benim hakkımdaki şefaatini kabul buyur." (müsnedi Ahmed b. Hambel c.4 s.138)