KÖYLÜNÜN FAZİLETİ
KÖYLÜNÜN FAZİLETİ
Son muharebelerin birinde idi. Bir süvari yüzbaşısı hayvanlar için ot tedarikine menur edildi. Lakin tahmin edersiniz ya, harp yerinde para düşünülmez. Memleketi düşmana vermemek için herkesten fedakarlık beklenir. Onun için bu zabit de arpa, yulaf gibi ne bulursa biçecek ama para vermiyecekti.
Yüzbaşı müfrezesini başında ot bulmak için tayin olunan yere kadar gitti. Burası ıssız bir vadi idi. Ötede beride küme küme ağaçlar vardı. Hiç bir tarla görünmüyordu. Hayli dolaştı. Nihayet bir tenha vadinin bir köşesine sıkışmış bir kulübe gördü. Neferler kapıyı vurdular. Beli bükülmüş, ak sakallı fakir bir köylü çıktı. Zabit emir verdi,
“ Haydi baba, hayvanlarım için ot keseceğim bana bir tarla göster.”
İhtiyar,
“peki, şimdi...” diye cevap verdi. Süvarilerin önüne düştü. Bir çeyrek kadar yürüdüler, güzel yetişmiş bir yulaf tarlası gördüler. Zabit “işte aradığımı buldum”diye bağırdı. Köylü müdahale etti.
“ Sabr ediniz, ileirde daha iyisi var.” Yürümeye devam ettiler. Bir çeyrek daha gittiler, ileride başka bir yulaf tarlası daha gördüler. Askerler atlardan indiler yulafları biçip hayvanlara yüklediler. İş bitince Yüzbaşı ihtiyar köylüye dönerek,
“Baba bizi beyhude yere buralara yordun. Evvelki tarla daha da güzeldi.
İhtiyar tatlı bir tebessümle cevap verir,
“Evet, evlat o tarla belki daha güzeldi, fakat ne yapayım ki, ben,m değildi.
Osmanlıcadan aktarılmıştır.
Bilal Atış



0 yorum yazılmıştır