Güven Meselesi
Güven Meselesi
Hayatta hiçbir zaman olması istenen, tahayyül edilenle önümüze çıkan gerçekler birbirine uymamaktadır. Bu bakımdan insanların çoğu iç dünyalarında besledikleri düşünce ve tasavvurlarının dış dünyadaki açık ve çiğ gerçeklerle karşılaşması ve bu karşılaşmanın kendilerinde meydana getirdiği çatışma neticesinde yersiz bir kötümserliğe uğramakta, hatta çok kimse bu kötümserlik yüzünden hayata küsmektedir. Bahis konusu olan şey insanların tasavvurlarıyla gerçek idealleriyle yaşanılan hayat, istekleriyle hayal kırıklıkları, ihtirasları ve hayalleriyle vardıkları netice arasında meydana gelen açık tezattan ibarettir. İstisnalar bir tarafa bırakılacak olursa hemen hiç kimse hayattan istediği kadarını elde edemez. Çok gerçek ve de çok da acı olan bu şeylerden çok bahsedilmiş, çeşitli yönlerden olmak üzere birçok eserler meydana getirilmiştir.
Bazı kimseler insan kaderinin akışını değiştirmeye imkân olmadığını, yaratılışla her şeyin alnımıza yazılmış bulunduğunu kabul ederek kötümser bir boyun eğişle herkesin kaderine razı olması gerektiğini ileri sürmüş, kimisi de irade ve gayret sarfı ile kötü talihin yenilebileceğini iddia etmiştir. Fakat çok genç olanlarla unutmaya yüz tutan kimselere bu konudan tekrar söz açmak faydalı olur. Aşırı derecede duygulu, hayalperest, istek ve ihtiraslarla dolu, kısaca iç yaşayışı bakımından çok zengin bir karaktere sahip olup da içine çekilmiş muhafazakâr ve mahcup kimselerin hayatın acı darbelerini yemeleri mukadderdir. Onlar hiçbir zaman kolay kolay istek ve ihtiraslarını gerçekleştiremezler ve sonunda büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar. Bu duruma düşen bir insan tamamıyla kendi içine kapanır, yavaşça kendi nefsine ve hayata karşı olan güvenini kaybetmeye, kendi iç yaşayışının istekleriyle, dış hayatın apaçık ortada duran gerçekleri arasında devamlı bir bağdaşmazlık ve çekişme yaratmaya başlar.
Başlarından böyle bir acı tecrübe geçmekte veya geçebilecek olan kimselere hemen şunu hatırlatmak gerekir ki, hayat ne ise odur. Bütün acıları tatlılıklarıyla önümüzdeki açık bir gerçek olarak durmaktadır, hiçbir zaman onun istediğimiz gibi olmasına imkân ve ihtimal yoktur. Hayatın kendi isteklerimize uygun bir akış takip etmesini istemek bile bile gerçeklere yüz çevirmek demektir.
Bunu söylemekle asla insanların kendi ideallerinden prensiplerinden vazgeçmeleri gerektiği düşüncesi akla gelmemelidir. Ancak mümkün olduğu kadar iç dünyamızdaki çatışmaları yenmek ve onları asgari bir sınıra indirgemek suretiyle gerçek dış hayatın icaplarına uymayı da bir parça olsun bilmek gerekir. Bu şekilde hareket edemeyenler gerçeklerden kopar ve böylece bir cemiyet içerisinde kendilerini tamamıyla yalnız hissederler. Hiç değilse ideallerimizin çeşitli sebeplerle gerçekleşemeyeceği zamanlarda bu veçhile hareket etmek en akıllıca bir tutum olur.
Bilâl Atış



0 yorum yazılmıştır