9/2/2009

Ahmedinejad'a Mektup

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Sayın Mahmud Ahmedinejad’a

 

 

 

Rahman ve Rahim Olan Allahın Adıyla

 

Selam, Alemlere rahmet olarak gönderilen ve “sen olmasaydın ya Muhammed, alemleri yaratmazdım” diye kendisine nida edilen hatemul enbiya saa. Efendimize ümmet olanlara, O mübarek Nebi’nin saa. Ehlibeytine ve mübarek silsilenin masum ve mazlum halkası İmamlarımıza bi’at edenlere olsun.

 

Sayın Cumhurbaşkanım,

Her ne kadar zatınız İran İslam Cumhuriyeti’nin reisi iseniz de tüm alemde kalbi imamların aşkıyla yanan, nerede olursa olsun müslümanım diyen tüm mazlumların reisisiniz. Allah azze ve celle hazretleri evvel emirde muhterem Rehberimize ve zatınıza afiyetler ihsan etsin efendim.

 

Devrimin 30. senesi dolayısıyla zatınızı ve tüm İran Halkını tebrik eder daha güzel bir coğrafyada İslam sancağı altında sayısız 30 yıllar bir arada yaşamamızı rabbimden dilerim. Merhum İmam Ayetullah Humeyni’nin dünya mustazaflarına hediye ettiği İslam İnkılabı zahirde İran topraklarında filizlenip yeşerse de hakikatte bütün bir İslam coğrafyasında yüreği Allah ve Resul saa. Aşkıyla yanan insanlara bir rahmet, bir sürur kaynağı olmuştur.

 

Bu devirde dinlerin yönetimi olmaz dedikleri bir anda Merhum İmamın çıkışı tüm dünya dengelerini derinden sarsmış ve hangi dinden olurlarsa olsun, tüm ezilmiş halklara bir ümit olmuştur. Allah Merhum İmam Humeyni’den ve ardından yılmadan yorulmadan bu davayı taşıyan büyüklerden razı olsun. Şimdi davanın meşalesi Sizin elinizde ve Siz ve ekibiniz bu davayı tüm dünyada müslümana rahmet ve ümit kafire de korku ve keder vererek taşıyorsunuz. Allah gücünüze güç katsın efendim.

 

Sayın Cumhurbaşkanım,

İslam düşmanlarının ferç ferç üzerinize ve tüm İslam coğrafyasına yüklendiği günümüzde İran’ın ve Sizin kafir karşısında dik duruşunuz bizlere yarınlara dair ümit aşılamakta ve yüreğimizde küllendirilmek istenen imanımızın her daim dirilmesine sebep olmakta. İslam düşmanlarına karşı Rehberimizin ve İran halkının ve yönetiminin tavrı bizleri her zaman gururlandırmaktadır. Sesleri gırtlaklarından bir türlü çıkamayan Müslüman  halkların yöneticileri dilerim ki, gün gelecek sizleri örnek alacaklar ve sırtlarını dayadıkları duvarların ne kadar da çürük olduklarını göreceklerdir. Onlar bir gün nasıl bir inkılapla sarsıldıklarını göreceklerdir, biznillah.

 

Zatınızın bir devlet başkanı olarak örnek tavrınız, yaşantınız, halkının dertleriyle dertlenen bir liderin, sünnet üzere yaşayışın, Muhammedi bir toplum yöneticisinin nasıl olduğunu herkese göstermektedir. Seleflerinizin ve İnkılabın Rehberinin sade ve halktan biri olarak yaşayışları bizlere de başımıza seçeceğimiz yöneticiler konusunda numune teşkil etmektedir. Halkının derleriyle dertlenmeyen, halkı fakru zaruret içerisinde yaşarken kendileri lüks içerisinde yüzen devlet reislerinin, halklarının yönetimine veya verilen devlet vazifelerine Harun as. gibi gelip de Karun gibi ayrılanların sizlerden öğreneceği çok mühim dersler var efendim.

 

Sayın Cumhurbaşkanım,

İslam İnkılabının 30. senesinin tüm müslümanlara mübarek olmasını temenni ederim. İran halkı bu inkılabı kanlarıyla, canlarıyla ve sevgileriyle gerçekleştirdiler. 2500 yıllık saltanatın zulmü altında şehit düşen mü’min ve mü’mine İranlıların ümmete hediyesi olan bu inkılabın tüm dünyaya yayılmasını Mevla’dan murat etmekteyim. Rabbim İslam inkılabının gerçekleşmesi uğrunda şehit düşenlerin şefaatine bizleri nail eylesin. Bir gün tüm İslam devletlerinin ellerini bağlayan zincirleri kıracağını ve İslamın nuruyla yeniden yapılanacağını ümit ediyorum. Allah zalimler istemese de nurunu tamamlayacaktır.

 

Zatınıza olan derin sevgim ve saygım her vakit daha da ziyadeleşmektedir. Sizin ve İran milletinin geleceği için gecesini gündüzüne katarak çalışan ekibinizin bu davaya olan samimiyetlerinden zerre kuşkum yoktur. Zatınıza olan sevgim de, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek, düsturundandır. Rabbimden niyaz ederim ki, ahir ömrümde zatınızla bizatihi tanışmak ve ehlibeyte kucak açan İran topraklarını ziyaret etmek fırsatını bu fakir kuluna nasip etsin, inşallah.

 

Daha güçlü bir İran ve daha güçlü bir Türkiye’nin umuduyla Allah’a emanet olun efendim,

Esselamu aleykum…

 

Bilal Atış

b.atis73@gmail.com

29/1/2009

Nehcul Belaga

Aziz Kardeşim,
Allah'ın selamı üzerinize olsun. Duanız ve iltifatkarane ifadeleriniz için teşekkür ederim. Allah razı olsun.
Öncelikle Nehcü'l Belağa'da yer alan ifadelerin Hz. Ali'ye aidiyeti hususundaki görüşümü şöyle arz edeyim: Kitapta yer alan hutbe, hitabe, mektup ve veciz sözlerin özü itibariyle Hz. Ali'ye ait olduğuna inanıyorum. Ancak kitaptaki sözlü ifadeler yazılı hale gelinceye kadar hadislerdekine benzer, hatta belki bazı hitabelerde biraz daha fazla değişiklikler meydana gelmiş olabileceği kanaatindeyim. Bununla birlikte bu durum kitabın kıymetini azlatmaz. Önemli bir kaynak olduğunu, müslümanların kitapta anlatılan ihlas, iman, masivayı terk, fedakarlık, diğerkamlık gibi ilkeleri öne çıkaran bir İslam anlayışına ihtiyaçları olduğu muhakkaktır. Bu, sadece Sünni kardeşlerimiz için değil, ehl-i beyt muhabbetini önceleyen Alevi kardeşlerimiz için de gereklidir.
Bildiğiniz gibi İslam dünyasındaki ihtilafların kökeni Hz. Peygamber döneminden sonraki yıllara kadar dayanıyor. Ortaya çıkan ihtilaflarda ümmetin mezhep dediğimiz bazı gruplara bölünmesi kaçınılmaz olmuştur. Ancak farklı ekollerin birbirlerini anlamaya çalışmaları ve daha da önemlisi birbirlerine tahammül etmeleri gerekirken genel bir tahammülsüzlük olduğunu da müşahade ediyoruz.
Sünni mezheplerin doğuş sürecini dikkate aldığımızda ümmetin ana gövdesi üzerinde oturan bu mezhebin sivri gördüğü düşünceleri törpüleme gibi bir misyonla geliştiği anlaşılmaktadır. Bu durum da Şia ve Haricilik gibi dini-siyasi ve Mutezile, Cebriyye, Mücessime gibi itikadi mezheplerin görüşerinin ve iddialarının ehl-i sünnet anlayışının şekillenmesi üzerinde önemli etkileri olmuştur.
Ehl-i beyte saygıyı Sünniler de önemserler; ancak mezheplerin ehl-i beyt kavramına yükledikleri anlam arasında önemli farklılıklar olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin İmamiyye mezhebine mensup olan kardeşlerimizin 12 imama ittiba hususunda sahip oldukları görüşleri Sünni kardeşlerimizden beklemek yanlış olur.
Önemli olan farklı görüşlere tahammül etmek ve onları anlamaya çalışmaktır.
Ben şahsen aklı başında bir Sünni'nin Şii bir kardeşimizi tekfir edebileceği kanaatinde değilim. Görüşlerini beğenmeyebilir. Bidat ehli diyebilir. Ama tekfir edemez. Aklı başında Şiilerin de benzer bir yaklaşım içinde olmaları gerektiği kanaatindeyim. Müslümanların görevi kıble ehli insanları tekfir etmek değil kucaklamak olmalıdır.
Ümmeti bugünkü zilletin içine düşüren bu aymazlıktan başka nedir ki?
Yazdığınız hususlarde çok şeyler söylemek mümkün. Bu kadarını kabul buyurun.
Ehl-i Sünnetin ehl-i beyt kavramına ve Hz. Ali'ye yaklaşımını "Hz. Ali Dönemi ve Ehl-i Beyt, Beyan Yayınları, İstanbul 2007" adlı kitabımda incelemeye çalışmıştım.
Duacı olmanız temennisiyle Allah'a emanet olun.
 
Kardeşiniz Adnan


27 Ocak 2009 Salı 18:30 tarihinde Bilal Atış <kufeemiri@gmail.com> yazdı:

Selamun aleykum;
Muhterem Efendim,
Beyan yayınlarından neşrolunan İmam Ali as. ın sözlerini ihtiva eden "Nehcul Belaga" tercümenizi okuyor ve âli vechile istifade ediyorum. Çalışmanızdan ötürü Mevla razı olsun efendim.
 
Vaktinizi almadan meramıma geçeceğim. Aklıma takılan ve beni düşüncelere sevk eden şu ki, eseri sahih kabul eder ve her beyanın İmam Ali as. dan naklolunduğunu söylersek ki, eserin girişinde benzer ifadeler vardır, eser Ehlibeyt mektebinin söylemlerini kuvvetlendirir niteliktedir. Ayriyeten de kitap dünya ve ahiret saadetinin anahtarlarını vermekte ve meşakkatli yollara delillik etmektedir. Konuya dönersek, ehlibeyt mektebi, isnaaşeriye, anlayışı Nehcul Belaga'da buram buram hissediliyor. İmam Ali'nin ağzından Sıffin, Cemel vb. dertler izahını buluyor.
 
Muhterem efendim, hal böyle iken nelere istinaden Sunni cemaatler Ehlibeyt ekolünü bidat ile hatta tekfirle isnat ediyorlar. Neden sahabeye gösterdikleri son derece hassas ihtimamı ehlibeyt'e göstermiyorlar ve imamları nesillerden gizliyor ve yeri gelende öylece geçiştiriyorlar. Sunni kardeşlerin üzerinde durdukları sahabenin bazılarının ki, arlarında aşarai mübeşşereden isimler de varken İmam Ali Efendimize ettikleri zulme tarih de şahittir. Ve eserde İmam Ali as. beyanlarıyla durum ortaya konmaktadır.
 
Meğer ki, İmam Ali as. yalancı ola, böyle bir şey mümkün değildir, Sunni cemaatlerin içinde durdukları taassubun sebebi ne ola?
 
Vakitlerinizi aldığım için affedin efendim. Kısa da olsa bir cevap yazarsanız memnun olurum.
Biemanillah…
Kardeşiniz                                                                                                      27/01/09
Bilal Atış                                                                                                        İstanbul
 
kufeemiri@gmail.com

31/8/2008

OKUL SEVGİSİ

OKUL SEVGİSİ

 

Okula başlayış ve okulda geçirilen ilk ayların, bazen çok girgin kalabalığa alışık çocuklarda bile bir çekingenlik yarattığı bilinen olaylardandır. Bu çekingenlik çocuğun kendini yalnız hissetmesine ve bunun neticesi olarak da okuldan sıkılmasına sebep olur. Eğer bu durum uzun müddet devam eder çocuk okula alışamazsa o zaman üzerinde durup sebeplerini aramak lazımdır. Anne, kendi işini yapabilmek veya dinlenmek için çocuğun okula gidişini bir fırsat olarak kabul eder, bunu da çocuğa hissettirirse, hele çocuğun kendisinden daha küçük, evde kalan bir kardeşi de varsa bu davranış çocuğun içinde bir kıskançlık yaratacağından okula gitmeyi istemez ve okulu kendisini evden ayırdığı için sevmez. Çocuk okulda olduğu zaman evdeki oyuncaklarına ve şahsi eşyalarına evde kalan kardeşinin dokunmayacağından, onlara zarar vermeyeceğinden de emin olmalıdır. Ancak o zaman okulda evi düşünmeden kendini derslerine verip derslerini takip edebilir.

 

Çocuğa ayrılık güç geliyorsa, bu ara sıra, onu kendisinin sevdiği, tanıdığı bir akraba veya arkadaşına bırakıp, anneden uzakta 3–4 saat geçirtilerek kısa ayrılıklara alıştırılıp okulda geçecek zamanın çok güç gelmemesi sağlanmalıdır.

 

Çocuk sıkça ağlayarak okula gitmek istemediği zamanlar anne anlayışlı davranıp çocuğa ne şiddet ne de müsamaha göstermelidir. Bu halin çocukta yerleşmemesi için en iyi çare onunla hasbıhal ederek oyalayıp okula götürmektir. Okulda öğretmeni ile de konuşup çocukta bu sıkıntılar geçinceye değin kendisine yardımcı olması rica edilirse çocuk bu isteksizlikten kısa zamanda kurtulup, okulunu, arkadaşlarını ve öğretmenlerini sever.<_script /><_script />

 

Evlatlarımızın istiqballeri ilkokul sıralarında şekillenmeye başlayacaktır. Veli öğretmen ilişkisini sağlıklı bir şekilde tesis edip yavrumuzun bu zor günlerinde ondan ilgi ve sevgimizi esirgememeliyiz. Kantarın topuzunu da sağlıklı ayarlamalı ve ne şımarmasını ne de bunalmasına fırsat vermemek durumundayız.

 

Bilal Atış                                                                                                              30/08/2008

b.atis73@gmail.com

24/8/2008

Fark var mı?

Fark var mı?

 

Yazmak için kendimi zorlamıyorum. Sahifelere bir şeyler kendiliğinden dökülüyor. Zorlandığım şey ise, gündemden kopabilmek. Kafamızı, sohbetlerimizi meşgul eden her şeyi bir kenara bırakarak hikâyeler, şiirler yazmak istiyorum. Köyde tarlaları, şehirde tramvayları yazmak istiyorum. Ama beceremiyorum. Defterime kalemime sarılmak için Taraf okumak yetiyor. Geçen Ahmet Altan’ın bir yazısına takılmıştım, bu sefer de (20.08.08) Orhan Miroğlu’nun iki okuyucusundan aktardıkları takıldı kalemime.

 

Bir Türk ve bir Kürt kardeşimiz olayların iki ucundan derlerini dökmüşler Miroğlu’na. Fark var mı aralarında yahut ne farkımız var bizim. Nasname.com adlı sitede de Kürt münevverlerin yazılarını takip etmeye çalışıyorum. Türklerin Turancılığından mı, yoksa bir asra yakın tepemizde dönüp duran altı ok zorbalığından mıdır? Kürt kimliklerini öne plana koyan insanlarımızda da ırkçı bir yaklaşım seziliyor.

 

Benim dünya görüşüm sadece müslüman kimliğimizin uyum içerisinde yaşamamıza yeter kanısında. Müslüman kimliğimi ortaya koyarken Anadolu ikliminde bizimle beraber harmanlaşmış Ermeni, Süryani, Rum ve başka kimlikleri de Anadolu ortak kültür paydasında, Ortadoğulu kimliği altında kucaklayan bir dünya görüşü, bu dünyayı da öte dünyayı da kucaklayan bir dünya görüşünden bahsediyorum. Birer birer vurulan askerlerden nasıl bir haz alabilirler. Dağda vurulan Kürt’ün kendi davasını savunmasam da onun da anasının yüreğinin yanacağını biliyorum. Şehit annelerinin acısı kadar cumartesi annelerinin de sızıları dinsin diyorum.

 

Bakırköy’ünde yaşadığım için ermeni vatandaşlarla sürekli haşır neşirim. Senelerdir devam eden azınlık olmanın sıkıntılarını zaman içinde hissetmeseler de devamlı içlerinde taşıyorlar. Özellikle gazeteci Hrant Dink vurulduğu günlerde Ermeni komşularım sürekli bir tedirginlik içinde idiler. Senelerdir kendileriyle sohbet ederim ve senelerdir bu cemaat hep CHP kadrolarına oy vermiştir. T.C. çatısı altında, Kemalizm maskaralığı içinde insanları birbirlerine düşman eden zihniyetin siyasi motifini desteklerler. Bunun sebebini sorunca da Atatürkçüyüz diyorlar. Ya rabbi, her türlü baskı da Atatürkçülük adına yapılmadı mı?

 

Kerbela’da İmam Huseyn’i şehit edenler Masum İmam’a kılıç çekenler kılıçlarını İslam adına çektiklerini iddia ediyorlardı. Ama imamın ardında namaz kılanlar İmam’ı ve ailesini Şam’ın ırkçı taassuplarına kurban ettiler. Şimdi de Emire itaat farzdır söylemiyle müslümanları zulümlerine boyun eğmeye zorluyorlar.  Her yerde böyle, sırf bizde olsa!

 

Bizler bir dal sigarayız. Bir sarım sigaranın içerisinde değişik tonlarında sarının ve değişik boylarda tütün kırıntısının birer neferiyiz. Türküz biz, Zazayız, Kırmanız, Sorani’yiz, Süryani’yiz biz. Ermeni’yiz. Kimimiz Hanefi kimimiz şafi ise kırıntılar arasında Şia’mız ve Caferi’miz ve bir dal sigaranın içerisinde Aleviyiz ya da isyankarız halikımıza. Ama bir dal sigaranın içinde biriz biz. Bizden olmayanlar, bir dal sigaranın içindeki huzuru hazmedemeyenler, huzursuzluktan bulanlar huzuru, bir adi kibrit çöpüyle tutuşturdular ya, duman duman yanıyoruz şimdi. Ağır ağır eriyip küle dönüyoruz. Yanmaya devam ederken bir dal sigara hepimiz küle dönüyoruz. Bizi biz yapan benliklerimizle yok olup gidiyoruz.

 

Bilal Atış                                                                                                                  23.08.2008

b.atis73@gmail.com

 

 

 

3/8/2008

Nasname'den Şükrü Bey

Şükrü Ağabey’e

 

Uzun zamandır yazacaktım. Takip ediyorsunuz ki, Türkiye’de gündem her an çalkalanmakta takibi zor olmaktadır. Son yaşanan Güngören ilçesindeki olaylar sizinle dertleşmeyi zaruri hale getirdi. Sizi ideolojinizi yerme gibi bir kastım asla olamaz, olmadı da. Kafama takılan bazı sorular var. Sadece paylaşmak amacıyla yazıyorum.

 

Örgüt 20 senedir Anadolu’da kan kusturuyor. Zarar verdiği kesim sanmayalım ki, sadece sivil ya da asker Türk insanıdır. Örgütün eylemlerinden muzdarip milyonlarca Kürt kardeşimiz de var. Beşikte öldürülen bebelerin de bir kısmı Kürt yavruları değil miydi?

İmralı da beslenen adamın liderliğinde bir oluşum var. Kürt aydını içerisinde imralı sakinini cebinden çıkaracak kadar efkârı umumisi geniş münevver Kürtler varken neden bu kaba saba adamın peşine takıldılar. Üstelik eminim sizlerde defalarca okudunuz delilleriyle kendisinin Kürt değil ermeni “Artin Agupyan” olduğunu yazdılar çizdiler. Hadi iftira diyelim. Ya son olaylarla ilişkisi, Batılı istihbarat teşkilatlarının maşası olması, bunlar iftira mıdır?

 

İmralı’da beslenen zat Kürtçe bilir mi ağabi, Kürt analarının ağıtlarını anlar mı? Toprağa düşen Kürt evlatları için canı yanar mı, saltanatının zirvede olduğu yıllarda hareminde bulunan Kürt kızlarının istikbalini hiç düşündü mü? Neden derdest edildiğinde memleketim için her şeye hazırım diye yalakalandı da peşinden giden münevver Kürtler hiç mi kendilerini aldatılmış hissetmediler.

 

Türkiye Cumhuriyetinin derin devleti yargılanıyor. Gerçekler yavaşça gün yüzüne çıkıyor. 1915 de Ermenileri yakanlar, sonra dersimi tarumar edenler, sonra Şeyh Sait’i, İskilipli Atıf’ı şehit edenler ve bu acıların yükünü mazlum millete yükleyenler artık yargı önünde inşallah. Bu düzenin bir parçası olan imralı sakini nasıl Kürtlerin özgürlük mücadelecisi oluyor?

 

Geçende DTP kongresi yapıldı. Orada istiklal marşı okunmadı, canları sağolsun da, istiklal marşının ardında hiç mi Kürt ecdadının kanı yok, Al bayrak da hiç mi Kürt ecdadının kanı yok. Çanakkale şehitliğinde yatan binlerce Kürt orada neden çarpıştı hiç sordun mu Şükrü ağabey?

 

Senin Allah inancın olmadığını biliyorum. İnançsızlığının da teminatı İslam’dır, saygı duyuyorum ama dedelerin bu dinin değerleri için toprak altında değiller mi? Kürt ulusu sence Marksist, imansız bir Kürdistan hayaliyle mi yanıp tutuşmaktadır.  Bu sistem hepimize zulüm etti. Bu sistem bizi bize düşman etti ama bizler kardeş değil miyiz? Kan dökerek, katliam yaparak davanız haklılık kazanacak mı?

 

Başını ağrıttımsa hakkını helal et,

Bilal Atış